Işınsu KESTELLİ
İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı
Türkiye, iklim çeşitliliği ve verimli toprakları sayesinde, dünyanın önde gelen sebze ve meyve üreticileri arasında yer alıyor. 2023 yılında Türkiye’de yaklaşık 23 milyon ton yaş meyve ve sebze üretilirken, bu ürünlerin yüzde 15’inden fazlası ihraç edildi.
2023 yılında Türkiye’nin yaş meyve ve sebze ihracatı, bir önceki yıla göre yüzde 18 artarak 3,5 milyar oldu. 2025 yılına kadar bu rakamın yıllık ortalama yüzde 7’nin üzerinde artarak ihracatımızın 4,5 milyar dolara ulaşması öngörülüyor.
Ülkemizin yaş meyve ve sebze ihracatının detaylarına baktığımızda özellikle mandalina, domates, limon, biber, kiraz gibi ürünler ön plana çıkıyor. En önemli pazarların başında ise Avrupa Birliği ülkeleri, Bağımsız Devletler Topluluğu (Rusya, Ukrayna ve Belarus) ve Orta Doğu ülkeleri bulunuyor.
Bu yılın eylül ayına kadar olan ihracatımızı incelediğimizde, satışların dörtte birini Rusya’ya gerçekleştirdiğimizi görüyoruz. Rusya’nın ardından Irak, Ukrayna ve Romanya geliyor. Bu dört ülke, miktar olarak yaş meyve sebze ihracatımızın yüzde 52’sini oluşturuyor. Değer olarak ise ilk sırada yine Rusya yer alıyor. Onu Almanya, Irak ve Romanya izliyor. Bu ülkeler ihracat gelirlerimizin yüzde 56’sını karşılıyor.
Miktar ve gelir olarak birlikte ele aldığımızda, yaş meyve ve sebze ihracatımızda en büyük pay sahibinin yüzde 35,8 ile Avrupa Birliği ülkeleri, yüzde 35,1 ile Bağımsız Devletler Topluğu (Rusya, Ukrayna, Belarus), yüzde 17,4 ile de Ortadoğu ülkeleri olduğunu görüyoruz.
Ülkemizin yaş meyve ve sebze ihracatında lokomotif görevi gören illerimizin başında Mersin, Antalya ve Hatay geliyor. Bu üç ilimiz toplam ihracat miktarımızın yüzde 66’sını oluşturuyor. Onları Şırnak ve İzmir izliyor
Yaş meyve ve sebze üretim ve ihracatında arzuladığımız hedeflere ulaşabilmemiz için modern tarım tekniklerinin benimsenmesi ve üretimsüreçlerinde sürdürülebilir uygulamaların yaygınlaştırılması önemli rol oynuyor. Topraksız tarım (hidroponik tarım) gibi çevre dostu uygulamalar, özellikle su tüketiminde yüzde 80’e varan tasarruf sağlıyor. Bu teknik, çevresel sürdürülebilirliği artırırken verimi de yükseltiyor. 2020 yılında toplam tarım alanlarının yüzde 1’inden azını oluşturan topraksız tarım uygulamalarının 2025’te yüzde 3 seviyesine ulaşması hedefleniyor. Özellikle sera domatesi, marul, çilek gibi ürünlerde gerçekleşecek bu büyümenin ihracata da önemli katkı sağlaması bekleniyor.
Dijitalleşme ve akıllı tarım uygulamaları da sektörde verimliliği ciddi düzeyde artırıyor. 2022 yılı itibarıyla büyük tarım işletmelerinin yüzde 25’i akıllı sensörler, drone teknolojisi ve veri analiz araçları kullanarak tarımsal üretimi dijitalleştirmiş durumda. Bu oranın 2025 yılına kadar yüzde 40’a çıkacağı tahmin ediliyor. Akıllı tarım uygulamaları sayesinde zararlılarla mücadele çok daha etkin bir şekilde yürütülüyor. Ürün verimliliği artarken su tüketimi yüzde 10 ile yüzde 20 oranında azalıyor. Bu gelişmeler, tarımın daha az kaynakla daha yüksek verim sağlama hedeflerine ulaşmasına önemli ölçüde yardımcı oluyor.
İhracatın genişlemesi ve ihracat sürecinin sürdürülebilir hale getirilmesi için lojistik altyapının geliştirilmesi de kritik öneme taşıyor. Türkiye, coğrafi konumu sayesinde Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına kısa sürede ulaşabilse de lojistik altyapısında, özellikle de soğuk zincir sistemlerinde iyileştirmelere ihtiyaç duyuyor. Günümüzde yaş meyve ve sebze taşımacılığının yüzde 45’i soğuk zincir taşımacılığı ile sağlanırken, 2025 yılına kadar bu oranın yüzde 55’e çıkarılması hedefleniyor. Soğuk zincir kapasitesinin güçlendirilmesi sayesinde ürünlerin raf ömrü uzuyor ve daha uzak pazarlara ulaşabilme imkanıyaratılabiliyor.
İhracattaki en önemli unsurlardan biri tedarik sürecinin nereden ve nasıl gerçekleşeceğidir. Bu nedenle, lojistik süreçlerinin etkin bir şekilde yönetilmesi, taze meyve ve sebzelerin taşınmasında kritik bir rol oynar. Bu süreç, ürünlerin yetiştirilmesinden hasat edilmesine, depolanmasından dağıtımına kadar uzanan kapsamlı aşamaları içerir. Özellikle, taşıma sürecinde ürünlerin sıcaklık kontrolü, hijyen standartlarının sağlanması ve taşıma süresinin minimize edilmesi gerekir. Soğuk zincir yönetimi, bu aşamaların en önemlilerinden biridir; zira taze ürünler, belirli bir sıcaklık aralığında saklanmadığında hızlı bir şekilde kalite kaybına uğrayabilir. Zira, havaların ısınmasıyla kara taşımacılığında ulaşım ve bekleme süreleri arttıkça yüzde 25-30 civarında ürün kaybı yaşanabilmektedir.
Sürece bütünsel olarak yaklaştığımızda da Türkiye’nin yaş meyve ve sebze ihracat potansiyelini artırmasının; modern tarım tekniklerinin uygulanması, akıllı tarım teknolojilerinin benimsenmesi ve lojistik altyapısının iyileştirilmesi ile sağlanabileceği net olarak görülüyor. 2025 yılına kadar bu alanlardayaşanacak gelişmelerin, Türkiye’nin tarım sektörünü uluslararası pazarda daha güçlü, sürdürülebilir ve rekabetçi bir konuma taşıması bekleniyor.
Yaş meyve ve sebze sektörü, ihracat aracılığıyla sağladığı net döviz girdisi ve bağlı sektörlerdeki istihdama katkısı sayesinde ülke ekonomisi için vazgeçilmez bir unsur teşkil ediyor.
Sorunlara gelince… Türkiye’nin yaş meyve ve sebze ihracatı, iklim değişikliğinedeniyle son yıllarda bazı zorluklarla karşılaştı. Mevsimsel ortalama sıcaklık farkları ve ekstrem hava koşullarının, ürünlerin çiçeklenme, döllenme ve hasat dönemlerinde değişikliklere yol açabildiği görüldü. Bu da bazı sezonlarda ve bazı ürünlerde rekoltenin beklenenden düşük gerçekleşmesine neden oldu. Özellikle don, dolu, aşırı yağış ve kuraklık gibi durumlar ürün miktarlarını ve kalitesini etkileyerek ihracatımıza olumsuz yansıdı.
Geleceğe bakacak olursak da şunları söyleyebiliriz: Türkiye yaş meyve sebze sektörü, 2025 yılına yönelik olarak hem iç pazar talebinin hem de ihracatın artması beklenen bir büyüme potansiyeline sahip.
2025’e kadar Türkiye’nin yaş meyve sebze ihracatında büyüme hedefleniyor. Sektör, Rusya ve Avrupa Birliği gibi geleneksel pazarlara ek olarak Asya, Orta Doğu ve Afrika’da yeni pazarlara erişmeye çalışıyor. Özellikle Çin, Hindistan ve Körfez ülkeleri gibi büyük nüfusa sahip ülkelerde Türk yaş meyve sebzelerine olan talebin artması bekleniyor.
Türkiye’nin ihracatında katma değeri artırmak için sadece taze ürün değil, aynı zamanda kurutulmuş, dondurulmuş ve paketlenmiş ürün ihracatına da odaklanılması öngörülüyor. İşlenmiş ürünler, uzun raf ömürleri sayesinde daha uzak pazarlara erişimi kolaylaştırıyor ve daha yüksek katma değer sağlıyor.
İklim değişikliği kaynaklı su kıtlığı, sıcaklık dalgalanmaları ve kuraklık gibi etkiler, sektörde büyük bir dönüşümü zorunlu kılıyor. 2025 yılına kadar sürdürülebilir tarım uygulamalarına geçiş, damla sulama sistemlerinin daha yaygın kullanımı ve çevre dostu üretim tekniklerinin artması bekleniyor. Bu dönüşüm, iklim değişikliğinin etkilerini azaltarak tarımsal üretim sürekliliğini sağlamayı hedefliyor.
Bu süreçte Türkiye’nin, AB ve diğer pazarlara yönelik kalite standartlarına uyumunu artırması bekleniyor. GlobalGAP, organik ürün sertifikaları ve diğer kalite standartlarına uygun üretimin yaygınlaşmasının, Türk yaş meyve sebze ürünlerinin dünya pazarlarında rekabet gücünü artıracağı öngörülüyor.









